Yerel Zenginlikler

Yerel zenginlikler denildiği zaman aklınıza ne geliyor? Benim aklıma küçükken annem, babam ve kız kardeşimle yaptığımız Ankara-İzmir arası otobüs yolculukları geliyor. Ankara’da ilkokulda okuyordum o sıralar. Annem bazen “simit” alayım diye harçlık verirdi bana. O Kapkara simidin tadını hiç unutamam. İzmir otobüs garına indiğimizde ilk duyduğum ses ise “Gevreeeek” olurdu. Pekmezin yansıması ile simsiyah renk almış simidin yerini İzmir’de daha açık renkli ve daha dolgun gevrek almıştı. Otogarın kokusu bile Ankara’dan farklıydı. Sanki başka bir dünyaya iniş yapmıştık. İzmir’in güzel insanlarının yüreklere işleyen samimi şivesi beni başka bir dünyada olduğun konusunda destek verircesine “hadi gayri” diyordu.

Büyüdüm. Önce Türkiye olmak üzere birçok ülkeye gezdim. Karadeniz şivesini ve kendine has mimarideki cami ve evlerini yerinde gördüm. Daha aşağıya inince Erzurum esnafından Oltu taşı tespih alırken bulunduğumuz Han’ın atmosferi bambaşka idi. Aynı şehirdeki Çerkez köylerine girdiğimizde dünya içinde başka bir dünya keşfediyorsunuz. Dillerinden dolayı “s” ve “ş” harfini bastırarak konuşmaları, at üstündeki asil duruşları bambaşka bir atmosfer katıyor. Yanı başındaki Kürt köyüne vardığımızda, hele bir de düğün varsa, çok şanslısınız demektir. Çoğu türkünün Kürt ezgilerinden alındığını hemen anlarsınız. Çünkü çalınan ezgilerin nağmeleri size hiç yabancı gelmeyecektir.

Günümüzde ise küreselleşme almış başını gidiyor. Politikacılar da “küreselleşme”yi tam anlayamadıklarından yukarıda çok azından bahsettiğim yerel zenginliklerimiz tehdit altına giriyor. Küreselleşmeyi yayan Amerika’nın doğusuna, kuzeyine, güneyine gitseniz çok değişiklik bulamazsınız. Küreselleşme yerel zenginlikleri yok edeceği göz önünde bulundurarak önlemler almalı. Farklılıklarımız zenginliğimizdir ve bu farklılıkları korumalıyız.