UFUK ÇİZGİSİ

Amerika’daki evim tam Erie ismindeki kocaman gölün kıyısında, 24 katlı bir binanın çatı katındaydı. Göl tarafına bakan oda boydan boya cam ile kaplıydı ve manzarayı seyretmeye doyum olmuyordu. Cam kapı ise geniş bir balkona açılıyordu. Yazın göl manzarasını o balkondan seyretmek gerçekten keyifliydi. Güneş tam önümüzden batardı ve her akşam podyumda yürüyen bir manken gibi kameramıza farklı pozlar verirdi. Bazı günler saatlerce ufuk çizgisine bakardım. Bu zamanlarda eski anılar aklıma gelir ve İzmir’de, Fethiye’de deniz kenarına oturup ufuk çizgisini izlediğim zamanları çok özlerdim.

Ne kadar Erie gölündeki ufuk çizgisine bakarsam bakayım aynı his yoktu. İzmir’de kordon boyunda oturup ufuk çizgisini izlerken veya Fethiye yanıklar plajında kimsenin olmadığı kumsalda oturup arkama günlük ağaçlarını alıp denize baktığım zamanlarda içim bir hoş olur sanki sonsuzlaşırdım. Kuvvetli bir özgürlük duygusu vücudumu sarardı.

Fakat Erie gölü bu hissi bana hiç bir zaman veremedi. Peki ama neden? Bu sorunun cevabını yıllarca düşündüm. Sıla hasreti mi? Diye sordum kendi kendime ama hayır değildi. Özgürlük hissini San Francisco’da kıyıdan Alcatraz adasını seyrederken ufuk çizgisine baktığımda da hissetmiştim. Sadece Erie gölünde bu his gelmiyordu. Halbuki Erie gölü Hazar denizi kadar büyük bir göldü. Yıllar sonra sebebini bulabildim. Bilinçaltım gerçekleri biliyordu ve bana o hissi Erie gölü hiçbir zaman vermeyecekti. Bilinç altım şu gerçeği biliyordu ki Eri gölü sadece bir göldü. Hapisteki bir adam gibi dört tarafı karalarla kaplı su birikintisiydi. Denizler ise karaları taşıyan sulardı. Bu haşmet ve güç bilinç altıma sonsuz özgürlük hissini veriyordu. Hapse düşmüş bir su parçasının aktaramayacağı kadar ağır bir duyguydu bu

Bookmark the permalink.