Geleneksel yer okçuluğu – Geleneksel Atlıokçuluk ve İcazet üzerine deneme

YAZIYI PDF OLARAK INDIRMEK ICIN BURAYA TIKLAYINIZ

Geleneksel yer okçuluğu – Geleneksel Atlıokçuluk  ve İcazet üzerine deneme

Bu yazı geleneksel okçuluğumuzu atalarımızın yaptığı şekilde sürdürmek için kaleme alınmıştır.

İcâzet kelime olarak bir şeyi uygun ve makul görmek, izin vermek, müsâade etmek, bir maddenin uygunluğunu kabul etmek manalarına gelmektedir. İcazet kelimesinin günümüzdeki karşılığı diploma anlamına gelen bir kelimedir fakat manası diploma kelimesinin ihtiva ettiği manadan da çok geniştir. Günümüzde aldığımız akademik dereceleri nasıl bu diplomayı önceden almış bir üst heyet karar veriyorsa aynen öyle de icazet almış kişiler ancak icazet verebiliyorlar. Yukarıda bahsettiğimiz gibi icazetin manası o kadar geniş ki bir kaçı aşağıda özetlenmiştir;

İcazet, fıkıhta daha ziyade bir kimsenin önceden izni olmadığı halde yapıldıktan sonra bir şeyi kabûl ve tasdik etmesi manasında kullanılır. İslâm hukuku dilinde buna, arkadan gelip yetişen-ulaşan icazet anlamında, “icâzet-i lâhika” denir. Meselâ bir kimse diğer birinin malını sattıktan sonra mal sahibine haber verir, o da bunu kabul ederse bu bir “icâzet-i lâhika” olur (1).

Usûl-i Hadis ilminde ise söz konusu olan icazet, bu ilim dalında üstadın/hocanın talebesine, duyduklarını veya kitaplarını rivâyet etmesine izin vermesi demektir. Meselâ; bir hadis âliminin talebelerinden birine, “Sana Kütüb-i Sitte’yi rivâyet etmek üzere icazet verdim” demesi gibi… (2)

Bir başka ifadeyle tasavvufta icazet, irşad makamına-mertebesine ulaşan müridlerin, şeyhleri tarafından bu işe yetkili olduklarını göstermek için verilen bir belgedir. Bu belgelere de “icazetnâme” veya “hilâfetnâme” adı verilir. (3)

Umumi manada icâzetlerde;

– Okunan ders programları,

– İlmin ve okumanın değeri,

– İlmî ve ictimaî münâsebetler,

– Kitâbiyat (bibliyoğrafya) ve ilmin usûlüne, tahsil tarzına (öğrenim biçimine) dair bilgiler bulunur.

Atlı okçuluk icazeti nedir?

Tirendaz ekibinin çalışmalarında “Tekke” adı verilen kurumlarda sistemli olarak okçuluk verildiğini ve hatta okçuluk taliplerinin kabulü ve icazet almaları için belli törenler yapıldığı belirtilmektedir.

Grubun aynı çalışmasında Tekke’nin sözlük anlamının dervişlerin tasavvufi esaslara göre eğitildiği yer olduğunu belirtmekle birlikte başka bir anlamının daha olduğunun altını çizmektedirler. Bu anlamı ise güreş, okçuluk gibi sporların öğretildiği ve icra edildiği mekan veya kurumlar olduğudur. Aynı kaynak, tekkeleri günümüzün spor kulüplerine benzetse de bizler aynı görüşte değiliz. Belki yapı olarak benzeyebilir fakat içerik olarak tekkeler günümüzün spor kulüplerinden çok uzaktır. En başta tekkelerin nasıl icazet veren bir makamı yani şeyhi varsa işte bu makam günümüzün spor kulüplerinde bulunmamaktadır. Spor kulüp başkanları, genelde bulundukları şehirde okçuluk ile ilgili gönüllü insanların bulunmayışından fedakarlık yaparak bu işi üstlenmişler veya başka kulüplerdeki insanlarla iyi ilişkilerde olmadıkları için ayrılıp kendi kulüplerini kuran icazet almamış ve icazet verme yetkisi olmayan insanlardan oluşmaktadır (6).

Atlı okçuluğa hevesli gönüllüler bir bilir kişi tarafından bir törenle kabul edilirdir ki bu törene “küçük kabza alma töreni” denirdi. Ustası gönüllünün ustalığının yeteri kıvama ulaştığını düşünürse icazet vaktinin geldiğini bildirir ve “büyük kabza alma töreni” adındaki bir törenle icazeti verilirdi.

Gerek Okmeydanı olsun gerekse yukarıda bahsettiğimiz tekkelere abdest almadan girilmez ve büyük saygı gösterilirdi (6). Şimdilerde hangi kulüp buna dikkat ediyor? Genelde buna dikkat edilmediği gibi bazı kulüp başkanları kendi nefsi heveslerini kulüp üyeleri üzerinde kullanarak suni bir şeyh havası vermeye çalıştıkları da herkesin malumu. Bunlar icazet almamış olmanın yan etkileri olarak görülebilir. Sadece şekil olarak atalara benzemeye çalışan fakat içerik ve manevi yönü bakımından çok zayıf veya boş olan bu kişiler çevresindekilere de büyük zararları dokunur ve bu yönlerini geliştirmek isteyen yeni kemankeşlere engel oldukları bilinen bir gerçek haline gelmiştir. Daha kendisi ham yani olmamış bir kişinin ise kendinden sonra bu işe gönül veren bir başkası hakkında olmuş veya olmamış konusunda fikir beyan etmesinin yanlış olacağı aşikardır, ederse sadece haddi aşmak olduğu kanaati hasıl olabilir.

Peki icazet sorununa kalıcı çözüm önerisi ne olabilir?

Buraya kadarki yazılanlar tanım ve problemlerden ibaretti. Yani bir şekilde hastalığın tedavisi konuldu peki tedavi nasıl olmalıydı? Bu konuda insanlar ortaya fikir koymaktan çekinir olmuş zira yeni fikir getirenler direkt düşman gözüyle bakmak neredeyse camiada gelenek haline gelmiş. Yukarıda bahsettiğim ham insanlar yukarıdaki bahsi geçen eğitimi almadıklarından Egolarıyla konuşur hale gelerek üstelerinde ataların kıyafeti olmasına rağmen edepten yoksun oluşları camianın kalitesini düşürmektedir.

Biz yine de yeni fikirlere açık olan insanlar için bu yazıya devam ediyoruz. Zira yukarda bahsedilen ham insanlar bu yazıya da düşmanlık besleyeceklerini tahmin etmek çok güç olmayacaktır. Yazının devamı problemle kalıcı çözüm olacak bir fikri üretmeye yönelik olacaktır. Yukarıda bahsettiğim gibi kulüp başkanlarının bu çözüme çok sıcak bakacaklarını sanmam lakin ileri de belki bu probleme mantıklı çözüm arayacak insanların olabileceği ümidiyle yazıya dökülmüştür.

Şurasının bir gerçek olduğu artık aşikardır. Türkiye’de Türk Okçuluğuna İCAZET verebilecek manevi donanıma sahip, okçuluğu iyi bilen ve bir ustadan icazet almış tek bir şahıs dahi bulunmamaktadır. Peki bu durumda icazet silsilesi hiç mi devam etmesin?

Hayır!,

tam aksine devam etmeli ve yeniden canlandırılmalıdır.

Türkiye’de bu işe gönül vermiş ve kendisini tarih kitaplarından okuduklarıyla geliştirip donanımlı bir hale getirmiş insanlar mevcut. İsimlerini zikretmekte bir sakınca görmüyorum çünkü okçuluk camiası onları yakından tanır. Sami GENEL, Hilmi ARINÇ, Murat ÖZVERİ gibi isimler ve bu isimlere eklenecek 5-6 kişilik bir heyet oluşturulsa ve bu heyet her sene iki kez kabzalığa kabul etse ve her sene bir kez Büyük Kabza Töreninde sınava tabi tuttuklarına icazet verse. Bu şekilde hem bayram havasında icazetin tadı çıkar hem de heyetten icazet alan öğrenciler kendi ekiplerini oluşturup vakti zamanı gelince kendi öğrencilerine icazet vermeye başlasalar kaybettiğimiz bu İCAZET değerini de bir kaç sene içerisinde tekrar canlandırmış ve devam ettirmiş olabileceğimizi düşünüyorum.

Yukarıda kabaca bahsettiğim çözüm yolu ise kesinlikle projelendirilip B planlarının oluşturulup ileriye dönük olabilecek açıklar önceden belirlenip dikkatli bir şekilde yapılmalıdır. Fakat öncesinde bu modelin tanınması ve kabul edilmesi gerektiğinden detaylarına girmiyorum. Bu icazet modelinin kesinlikle Federasyonlardan ve herhangi bir siyasi partinin desteklediği kurumlardan da uzak durmasına kesinlikle dikkat edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Okçuların olsun sadece kimseden destek ve minnet almadan.

Tek ihtiyacımız yeni fikirlere açık olmak.

Saygılar.

Kaynaklar

(1) Merginânî, el-Hidâye, 3, 69.

(2) Subhi Salih, Hadis İlimleri ve Istılâhları Terc. Kandemir, Yaşar, İst. 1973, s. 76.

(3) Pakalın, M. Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 2, 19, 20.

(4) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/31.

(5) Hânî, Muhammed b. Abdullah, Behcetü’s-Seniyye, Kahire, 1308, s. 45.

(6)http://www.tirendaz.com/tr/makaleler/arsiv-2008/turk-geleneksel-okculugu-bolum-1/

Tagged , , , , , . Bookmark the permalink.