Kardan adamın düşündürttükleri

Kar yağdı ve yurdum bembeyaz oldu. Bu güzellikle birlikte olmak için dışarıya çıktık ve bir kardan adam yaptık. Epeyce büyük güzel bir kardan adam olmuştu. Üşüdük, kahve içmek için eve gittik. Laf lafı açtı ve güzel bir sohbetin ardından iki saat sonra aynı yere geldiğimizde gördüklerimiz bizi üzdü. Kardan adam yerle bir olmuştu ve yaptığımız kardan adamın yerinde ayak izleri doluydu, belli ki bu bembeyaz, tertemiz kardan yapılmış adam birilerinin hoşuna gitmemişti.

Dokuz sene önce benzer birşekilde bir kardan adamı Amerika’da yapmıştık. Sonra akşam olup yorulunca eve gittik. Sabah kardan adam yerinde mi diye baktığımızda bir de ne görelim! başka birileri bizim kardan adamın yanına aynı boyda arkadaş olsunlar diye başka bir kardan adam yapmış.

Bir medeniyet sorunu yaşadığımız aşikar fakat bunun sorumluları kimler? Peki bu iki toplum arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? İlk aklıma gelen bu medeniyetsizliğin sebebinin akademiyadan kaynaklandığı  yönündeydi. Güya Türkiye’nin önde gelen fikir babalarını temsil ediyor akademisyenler. Aslında sokaktaki o yıkıcı, bozucu insan tiplemesi akademisyenlerin durumunu yansıtmıştı. Akademisyenler kendi içlerinde, birbirleriyle bu yıkıcı tavırdan vazgeçmedikçe sokaktaki insan da kardan adamları yerle bir etmekten vazgeçmeyecek gibi gözüküyor. Bilim yapmak yerine dedikodu yapmak marifet olmuş. Allah aşkına bildiğiniz, tanıdığınız akademistenlere bir sorun H indeksleri kaç diye? Bakalım kaçının H indeksi tatmin edici seviyede yüksek çıkacak.

Akademisyenlerin kalitesi H indeks denilen bir ölçü birimi ile tespit edilir. Türkiye’de çoğu akademisyen H indeksi hakkında söz etmek bile istemez veya söz etsen hemen çamur atmaya kalkar. Çünkü H indeks öyle Torpil ile, suçu veya buçu olarak alınacak bir şey değil. Gerçekten çalışan ve kaliteli işler yapıp topluma katma değeri olan bilim insanlarının H indeksi yüksektir. Bana kalırsa bir Doçentin en az 10 ve yeni bir Profesöründe 15 olsun. Maalesef Türkiye’de H indeksi 2-3 olup kendini Profesör olarak tanıtan kalitesiz akademisyenlerin de var olduğu bilinen bir gerçek.

Kardan adamın yanına bir arkadaşını yapacak düzeyde medeni seviyeye gelmek istiyorsak öncelikle H indeksine göre akademisyenlere yetki vermek ve H indeksi iyi olmayanları akademiyadan silmek ile işe başlanabilir.

Çok deperli bir hocam bu hikayemden esinlenerek bir zaman şunları yazmıştı:

Bir kardan adam görünce, yanına bir tane daha yapmak isteyecek şevkte nesiller yetiştirmeliyiz.

(Kıymetli Metin Aytekin hocamızın bir hatırasından esinlenerek. )

Bu yazıyı hazırladığım gün şu haberi gördüm

http://www.hurriyet.com.tr/video/kardan-adami-tekme-ve-yumrukla-yiktilar-41081471?utm_source=t.co&utm_medium=post&utm_campaign=kardan-adami-tekme-ve-yumrukla-yiktilar-41081471&utm_term=post&fbclid=IwAR2nviwyzmyhvrh2aSSN0_2E1YPCiyiHzWyg-M34C2UXYPU14o9ig5PIdcU

KÖK HÜCRE

Vücudumuzda bir organın parçası olan hücreler o bölgeye farklılaşarak gelirler. Kök hücrelerden farklılaşan bu hücreler hasar gördüklerinde ise apoptozise girerek kendilerini öldürürler ve çoğu yenilenmezler. İşte bu durumlarda kök hücrelerimiz bu hasarlı hücre ile yer değiştirerek adeta bir organ nakli misali hücre nakli olur ve o hücreye dönüşürler. Bu sebeple kök hücreler bu hastalanmış ya da hasar görmüş hücrelerin yerine sağlıklı ve işlevsel hücreler oluşturmak için kullanılırlar. Devamını oku

İyi hekim kriterleri ileride değişebilir mi?

Bilim insanları yüzyıllar boyu uluslar arası ortak bir dilin gereksinimi tartıştı ve bunun için farklı arayışlar içine girdiler. Esperanto ve Interlingua gibi yapay diller özellikle bilimde kullanılmak için oluşturuldu fakat bu boşluğu doldurmada çok yetersiz kalarak bu ihtiyacı karşılayamadılar.  Diğer taraftan İngilizce dili özellikle bilim alanından uluslar arası ortak bir dil haline gelmiştir.

Paylaştıkça çoğalır

Bilim insanın yaptığı çalışmalar sonucunda elde ettiği sonuçlar paylaştıkça değer kazanacaktır. Diğer bilim insanları tarafından atıfta bulunularak yapılan çalışmanın güvenirliği de ortaya çıkacaktır. Günümüzde bilim dili İngilizce olduğu için Türkçe yazılacak makaleler Türkiye sınırları dışına çıkamayacağından dolayı  paylaşılması azalacak ve yine konu Türkiye dışındaki bilim insanları tarafından anlaşılamayacağı için atıf alamayacağı bir gerçektir.

Etki faktörü (impact factor)

Günümüzde makalelerin kalitesi ve güvenirliliği yüzde yüz olmasa da bilim çevreleri tarafından bir sisteme sokulmuştur. Buna göre belli alanlardaki bilimsel dergileri değerlendirmek için metrik bir kriter olan etki değeri (impact factor) kullanılıyor. Bir derginin değeri artık aldığı impact faktörüne göre değerlendiriliyor. Etki faktörü fen ve sosyal bilim dergilerinde yayınlanan güncel makaleler için ortalama atıf sayısını yansıtan bir ölçüdür. Dergilerin ise etki faktörlerini yükseltmelerinin tek yolu yayınladığı makalelerin olabildiğince fazla atıf almasıdır. Bir başka değişle dergi ne kadar kaliteli yayın yayınlarsa yayınlasın eğer diğer bilim insanlarına ulaşıp onların çalışmalarına referans olamazsa etki faktörü daima düşük olacaktır. Günümüzde Türk dergilerinin en büyük çıkmazlarından biri budur. Yeteri kadar atıf alamadıkları için çoğu Türk dergisinin etki faktörü çok düşük ve indekslere girmekte çok zorlanıyorlar. Bunun en büyük sebeplerinden birisi kaliteli yayın yapmanın yanında dilinin ortak bir dil olan İngilizce olmayışından kaynaklandığı biliniyor. Dergilerimizde çıkan makaleler Türkçe yazıldığı için dünya okuyamıyor ve hak ettiği atıf sayısını makale alamadığı için hem makalenin hem de dergilerin kalitesi hak ettikleri seviyelerden çok aşağılardadır. Bu sorunun çözümü ise öncelikle dünyanın anlayacağı dilden makaleleri yazıp çalışmaları tüm insanlığa sunmaktır ki bu da İngilizce dilini kullanmakla olacaktır.

Ne kadar İngilizce o kadar çok atıf

Her sene Thomson Reuters 7350 den fazla dergi için etki faktörü yayınlar. Daha önceki çalışmalar etki faktörünün arttığını gösteriyorlar fakat bu oran derginin kullandığı dile bağlıdır. Belirgin olarak çok az sayıda İngilizce olmayan dergiler atıf raporuna girebiliyor ve en önemlisi İngilizce olmayan dergilerin etki faktörleri İngilizce olanlara göre çok az olduğu görünüyor. Bu konuda da bilimsel araştırmalar yapılmış ki İngilizce yazıldığı için bu araştırmaya ulaşmış bulunuyoruz. Buna göre, 2001’den 2010 tarihlerine kadar etki faktörlerinin İngilizce yayınlayan veya İngilizce yayınlamayan dergilerin her ikisinde de yükseldiği fakat etki faktörü her yıl için karşılaştırıldığında İngilizce yayınlayan dergilerin İngilizce yayınlamayanlara göre anlamlı derecek önemli bir artış olduğu tespit edilmiş (Şekil 1).  Yine Vinther’e göre bu seneler içinde çoğu İngilizce yayınlamayan dergiler İngilizce diline dönmüşler. İngilizce yayınlamanın kesinlikle atıf sayısının arttıracağını,  böylece etki faktörünün de pozitif olarak yükseleceğini rapor etmiş ve ancak böylelikle bilimsel verilerin daha geniş kitlelere yayılabileceğini vurgulamıştır.

 

Sekil1: 2001-2010 yılları arası İngilizce dili kullanan (mavi) ve kullanmayan (Pembe) veya çoklu dil kullanan (sarı) dergilerin etki faktörleri

 

 

Günümüzde artık İngilizcenin ortak bilim dili olduğu kabul edilip bu dili nasıl bilimde en verimli şekilde kullanılabileceğine dair araştırmalar yapılmaktadır. İngilizce dilinin akademik olarak kullanımı da belirli bir eğitim gerektirmektedir. Bu konuda bilim insanlarını geliştirmek için farklı çalışmalar yapılmakta ve hatta Science dergisinin bir bölümü sadece bu konuda derlemeler içermektedir.

Peki İngilizcemiz yeterli değil ise çözümü nasıl olmalı?

Yukarıda literatür örnekleri verildiği gibi bir makalenin kalitesi atıf sayısına bağlıdır ve yüksek seviyede atıf alması makalenin dilinin diğer bilim insanlarının anlayabileceği ortak bir dil olan İngilizce dili ile yazılmış olması ile doğru orantılıdır. Ancak İngilizce yazılmış kaliteli makaleler tatmin edici atıflar alabilir ki bu da aynı zamanda yayınlandığı derginin de atıf sayısını ve dolayısıyla etki faktörünü yükseltip uluslar arası arenada prestijli bir yer almasını sağlayacaktır. Çok atıf alan bilimsel makaleler o makalenin kalitesini yansıtır ve bu kalite ülke ekonomisine patent bazında girerek katkıda bulunur. Bu sebeple Türkiye’de dahi olsa yapılan her bilimsel makalenin İngilizce olarak dünyaya sunulması büyük önem arz etmektedir.

İngilizcemiz yeterli değil ise yaptığımız bilimsel çalışmaları duyurmak için nasıl bir yol izleyebiliriz?.

İngilizce ceviri ve redaksiyon hizmeti veren profosyonel kurumlar tercih edilebilir. Seçeceğiniz kurumda aramanız gereken belirli kriterler olmalı elbette. Bu kriterlerden en önemlisi makaleniz üzerinde işlem yapacak editörün  ana dilinin İngilizce olması ve sizin branşınızda veya branşınıza yakın bir alanda eğitimini tamamlamış olmasıdır.  Maalesef bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da işinin ehli olmayan, tek amacı para kazanmak olan ve bilimsellikten uzak kurumlarda internet ortamında cirit atmaktadır.   Dört veya beş sene önce kurulan ve bu süre zarfında profesyonelleşen www.makaletercume.com kurumu bu konuda güvenilir ve tecrübeli bir organizasyon olduğuna değinmeden geçemeyeceğiz. Zira Google’dan tarattığınızda yüzlerce tercüme bürosu bulabilirsiniz. Makale tercüme ekibini bu bürolardan farklı kılan ise bu işi yapmaktaki amaçları Türk Bilim insanlarının yaptığı bilimsel çalışmaları olabildiğince etki faktörü yüksek dergilere göndermek. Bunu yaparken de bir çok branşta uzman Amerikalı hekimlerle çalışıyor olmalarıdır. Yıllardır tercüme veya redaksiyonunu yaptıkları makalelerin  hiç birinin  hakemlerden geri dönmemiş olması kurumun kalitesini kanıtlıyor.

 

Bilimsel Makale Yazmak veya Yazmamak, Mesele bu Mu?

Tıp doktoru musunuz?

Bilim adamı mısınız?

Bilime meraklı mısınız?

Mesleğinizdeki son gelişmeleri takip ediyor musunuz?

Bilimsel çalışmalar yapıyor musunuz?

 

Bilimsel makaleler üzerine kısa bir yazı…

Değerli hocalarım ve sevgili meslektaşlarım,

Akademisyenliğe adımını atmış bir bilim adamı ürettiği hipotezleri ispatlayıp makale haline getirdiği sürece yaptığı işer bir değer kazanıyor. Hatta sadece makale haline getirmesi de yetmiyor, hangi dergide makale haline getirdiği (impact faktörü) ve makalesinin bir sene içerisinde ne kadar atıf aldığı da yaptığı işin güvenirliğinin ve kalitesinin bir göstergesi olduğu şüphesizdir.

Makale yazarken veya planlarken bir iki önemli noktayı göz ardı ettiğimizden dolayı A sınıfı kategorisindeki dergilere makalemizi gönderme olasılığımızın düştüğü kanaatindeyim.

 

Peki nelere dikkat etmiyoruz?

Bu yazdıklarımın tamamıyla şahsi görüşüm olduğu ve eksikliklerinin veya yanlışlıklarının bulunabileceğini kesinlikle göz ardı etmeyiniz.

Hikaye Kurma: Evet dergi hakemlerinin en çok dikkat ettikleri, hatta ilk bulmaya çalıştıkları makalenin mantıklı bir hikayeye sahip olup olmadığıdır. Hikaye derken; bulduğumuz verilerin mantıklı bir şekilde literatürdeki verilerle karşılaştırılıp değerini ön plan çıkartılması. Bu hikayenin bir girişi, gelişmesi ve sonucu olması gerekiyor. Yarım kalmış hikayeleri A sınıfı dergilere kabul ettirmek oldukça zordur. Bazen de hikayemiz iyi olur fakat bunu anlatabilecek düzeyde İngilizcenin olmayışı da başka bir engel teşkil ediyor. Makaleyi bir hediye gibi düşünürseniz İngilizcesini de bu hediyenin paketi olarak hayal edebilirsiniz. Yani ne kadar iyi ambalajlarsanız o kadar iyi satacağı aşikardır.

Mekanistik Çalışma: Hikayesi olmayan çalışmalar ise sadece gözleme dayalı çalışmalardır (örneğin: her han gibi bir değerin bir hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksek çıkması gibi). İyi dergiler (A sınıfı) şeklinde tabir ettiğimiz impact faktörü yüksek dergilere bu tür sonuçları olan makaleleri kabul ettirmek bir hayli güçtür. Impact faktörü yüksek dergiler genelde bulunan bu gözlemlerin yanı sıra konu ile ilgili MEKANİSTİK çalışmalar da arıyorlar. Yani o değerlerin hangi mekanizma ile neden yükseldiğini ispatlayarak göstermeniz bekleniyor. Niçin o değer hastada yüksek? Ne sebep oluyor ve nasıl? Yüksekliği nelere sebep oluyor ve nasıl? Sorularının ispatlanması gerekiyor.

Ortak Çalışmalar: Böylesi çalışmaları ise bir klinikselin tek başına başarması oldukça zor. Bunu başarmanın yollarından biri ise çalışmamıza farklı açılardan, farklı meslektaşlarımıza sunup, kendi bulunduğumuz yerde yapamadığımız deneyleri ortaklaşa onlarla beraber gerçekleştirip makalemizi zenginleştirmek. Özellikle tıp fakültelerinin temel bilimlerle ilişkiye girmesiyle bu bahsettiğimiz sorun söz konusu çalışılan konunun moleküler alanda eksikliğinin giderilmesiyle çözüleceğine inanıyorum.

Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Doç. Dr. Metin Aytekin